1 Temmuz 2016 Cuma

Seyirname 'Sırbistan'

SIRBİSTANDAYIZ…

En sevdiğimde ülkelerdendir çünkü geceye deli, gündüze pek akıllı not verebilirim. Genelde balkan ülkeleri için aktarma yaptığım bu ülke, Türkiye’den fazlasıyla turist almakta. Neredeyse 10 adımda bir Türk’e rastlamak mümkün. Malum vize yok…
Vize yok dedim ya, size ilk gidişimden bahsedeyim. 1 saat süren uçak yolculuğumun ardından Belgrad’a indim.  Havalimanına ayak bastığınız an polis kontrolünden geçiyorsunuz. Beyler size söylüyorum; bu kontrolden bazen siz geçemiyorsunuz. Tipten kaybediyorsanız iş güç durumunuzu, Sırbistan’a geliş nedeninizin İngilizcesini iyi çalışın. Ağzınızda gevelediyseniz bir köşeye geç diyecekler. Ve düzgün cevap veremediğiniz her saniye girememe olasılığınızı arttırıyorsunuz. Birazdan size güle güle diyebilirler.
Kızlar heveslenmeyin rahatız diye… Türk kızları çok güzel olduğundan kıskanıyorlar(!) Kadın polis denk gelirse aynı sorunlar sizin için de geçerli. Fazla soru sorarak terletmeye bayılırlar. Bir kez ret yemek ikiciye de bazen sıkıntı yaratabiliyor. O yüzden açıklamayı güzel yapın.

BELGRAD MEYDANI
Belgrad’ın meydanına geldiğiniz an kalabalık sizi karşılıyor. Göreceğiniz birçok ülke meydanına göre daha hareketlidir. Dönerci bile olduğunu varsayarsak yemek anlamında da tatmin olacaksınız. E daha ne olsun! Yalnız belirtmem gerekir ki restaurant camlarında yazan ‘Cevab’ yazısına aldanmayın, kebap değildir. Pide arasına süzme yoğurt ve köfteden ibarettir. Karışım size biraz ilginç gelecek lakin tadı fena sayılmaz.
Tipik Türk!
Yine hemen yemek muhabbetine daldım. Meydan diyorduk. 1800’lü yılların mimarisini bulacaksınız. Dönemin düşesi benmişim gibi havalara girdim yürürken. Ama gece olduğu zaman korku filmlerinin vazgeçilmez caddesi Knez Mihailova size diğer yüzünü gösteriyor. Her an bir yerden yarasa çıkacakmış gibi hissetmiştim… Biraz gezip baklava satan tatlıcılar, börek satan fırınlar gördükçe ‘he tamam burası yabancı bir yer değilmiş’ diyeceksiniz.
O kadarki 8 binden fazla ortak kelime var. Ortalık yerde ne diyeceğinize dikkat edin. Mesela ‘budala’ demeyin. ‘Niye diyelim başka küfür mü yok’ da demeyin. Ben dedim, sonrası rezillik.

...VE GEZMEYE BAŞLADIK
Yavaş yavaş şehri tanımaya başladınız sanırım. Şimdi size Belgrad’a gittiğinizde uğramanız gereken başka bir köşesinden bahsedeyim.
Kalemegdan Parkı… İsimden bir şeyler çağrıştırmış olsa gerek. Kale ve meydan kelimelerinden oluşuyor. Malum yıllarca Osmanlı’nın hüküm sürdüğü topraklarda çok şey bıraktık. Sava ve Danube nehirlerinin birleştiği yerde bulunan bu kale görsel olarak muhteşem ama asıl beni şaşırtan kalenin içini gezerken rastladığım türbeydi. Eğer burayı ziyaret ederseniz Avusturya’ya karşı savaştığımız Petrovaradin muharebesinde şehit olan Damat Ali Paşa’ya bir Fatiha okuyun derim.
Akşam olunca nerede kalacağım telaşesi sardı.
Üç yıldızlı tarihi binasıyla dikkat çeken bir otele girdim. Kaldığım oda korku filmlerine mekan olan bir yer gibiydi. Eşyalar en az 70’lerden kalmaydı. Ama 10 dolardı. Bu da benim geceyi bu otelde geçirmem için en iyi nedendi…

SIRADAKİ DURAK NOVİ SAD
Sırbistan’daki sıradaki durağım ise yine gezip görmeye değecek şehirlerden olan Novi Sad. Burada ilk ziyaretimi ise St. Mary Katedraline yaptım. Mimarisi ile göz dolduran bir kilise daha… Önünde bulunan meydan ise halkın bayram seyranlarda toplanma mekanı olarak bilinir.
 Bir süre nereye gittiğimi bilmeden bir kalabalığın peşine takıldım. Meğer bayram varmış ve ben sonuna yetişmişim. Neyse ki yöresel kıyafetleri sizlere gösterecek kadar fotoğraf çektirdim…

YÜRÜ DİLAN YÜRÜ
‘Yürü Dilan yürü, bir yerler daha keşfedeceksin’ derken vardım Varadin köprüsüne. Çaput bağlamanın Sırp versiyonu köprü üstünde aşıkların isimlerinin yazdığı kilitlermiş meğer.

Nihayetinde Petrovaradin adında bir kasabaya vardım. Tarihi bir kalesi ve saat kulesi de mevcut. ‘Evet, ben Novi Sad’a gittim’ fotoğraflarını burada çektirebilirsiniz.


Tabi Sırbistan’ın gece hayatının nasıl olduğunu görmeden gitmemem gerekiyormuş. Çok yorum yapmadan tek kelime ile harikaydı! Fazlasıyla eğleneceksiniz.

SÖZÜN ÖZÜ
Benim param bu kadar gezmeye yetti. Bir sonraki sayımızda İran’dayız. O zamana kadar takipte kalın…

15 Mart 2016 Salı

Seyirname 'Amerika'

İnsan, insanlık tarihinin her evresinde seyahat etmiştir. Duymuşsunuzdur; seyahat etmek insana sağlık ve huzur verir. Onun için seyahatte sıhhat vardır demiş atalarımız.
Ben de Evliya Çelebi’yi örnek aldım hep dünyayı köşe bucak gezmeye niyet ettiğimde…
Malumunuz millet olarak pek gezme kültürümüz yok. Bizde emekli olunca bir ev, bir arsa daha alma derdine düşerler çocukları mağdur olmasın diye. Oysa Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin insanları emekli paralarını alır almaz dünya turuna çıkar. Özenilesi bir yaşam tarzı benim içinde...
Benim Seyirnamemi Aktüel Dergisi okurlarından sonra sizlerle de paylaşmak istedim. Umarım keyifle okursunuz.

İlk Durağım Amerika

Her gidenin maceralarını anlata anlata bitiremediği; henüz gitmeyenlerin ise her daim planları arasında olan ülke. Lakin benim planımda yoktu.  Work and Travel programını duyana ve babamın kahvaltı masasında "e git o zaman" diyene kadar...
Her ay gezip gördüğüm başka bir ülkeyi anlatacağım bu yazı dizisinin ilkinde anılarımdan da bir parça feyz alarak size Amerika’ya yolunuz düşerse neler yapmanız gerektiğini anlatacağım.

İlk Zamanlar

Yarım yamalak bir İngilizce ile çıktım yola. Amerika şartlarına göre bu yarım yamalağın karşılığı koca bir hiç oluyor. Bu dil eksikliği de gün be gün daha çok sorun haline gelmeye başladı. Yani neymiş, tarzanca bir İngilizce ile oraya gitmeye kalkmayın, he milliyetçi damarınız tutar "bana ne onlar Türkçe öğrensin" derseniz ilk hatayı sizde benim gibi yapmış olursunuz ve her gün elinizde sözlükle cümle kurmaya kalkarsınız -tabi bu da çok zor-. Konuşma kılavuzunu hiç söylemiyorum bile, 5 cümle işinize yarıyorsa gerisi boş. He bir de çok bilenler var. Onlara da söyleyecek bir sözüm var elbet; bizim Amerikalılar da İngilizceyi dört dörtlük konuşmuyor. Çok da yormayalım kendimizi yani. Tavsiyem, onlara ayak uydurun.  Az bir gramer bilgisi, çok kelime bilgisiyle İngilizcenin altından kalkabilirsiniz. Size inanıyorum. Benim yaptığım hatayı yapıp olur olmadık yerde Türkçe konuşmayın. Hele de bir erkeğe "ne yakışıklı be' demeyin. Cevap alabilirsiniz :)


Otelde Temizlikçiydim

Evet evet yanlış okumadınız. Amerika'ya gitmek için kendi evimde bile yapmadığım şeyi yaptım ve cam sildim. Ayrı bir nanoteknoloji yokmuş meğer bu çok gelişmiş ülkede. Massachusetts eyaletinin Cape Cod yarımadasında temizlikçi olmak elimde süpürge ve bez gerçeğini değiştirmedi yani :)
Şimdi size eğer oraya çalışmak için giderseniz neler olacağından biraz bahsedeyim. Hak ettiğiniz parayı alamayacaksınız çünkü yurtdışından istihdam edilen isçilersiniz. Yani Amerikan vatandaşı saatte 15 dolar kazanırken sizler 7 dolar kazanacaksınız. Türkiye şartlarına göre iyi olduğundan çok rahatsız etmiyor bu ciddi fark. Ek iş de yapma şansınız yüksek çünkü çalışma saatleri fazla değil. Mesela gündüz otelde temizlikçi akşam bir pizzacıda bulaşıkçı gece de otelin havuzunu temizlerseniz birazcık paranız olur işte.

Şimdi Gezmek Zamanı

Dediniz ki çok çalıştım paramı kazandım. Şimdi gezmek zamanı…
Yapmanız gereken ilk şey New York’taki Chinatown'u bulmak olsun. Her sektörde olduğu gibi Çinliler bu işe de el atmış. Piyasanın çok altında Amerika turlarıyla başlıca gezmek istediğiniz yerlere gidebilirsiniz. Şahsen ben sadece 100 dolara Washington DC, Philadelphia, Niagara Falls’a gittim, Hilton ve Holiday İnn'de konakladım. Her şey imkânsız olamayacak kadar güzel derken beklenen vurgunu yedik. Birinci gün Çin yemekleri, ikinci gün de, üçüncü de derken 3 gün boyunca yemediğim absürt yemek kalmadı. Yılan eti ve pekmezli tavuk dahil. O tatları unutmak istiyorum desem yeridir.



Yemek demişken çok hassas olduğumuz, yememek için köşe bucak kaçtığımız domuz etine değinmeden olmaz. Her canlı nasıl bir gün ölümü tadacaksa birçok gezgin Müslüman da bu haramı yanlışlıkla yiyecek. Kaçınılmaz. Dikkatli olmakta fayda var. Kötü niyetli insan da çok malum.

Peki, nereleri gezelim Dilan diye sorarsanız size ilk cevabım Niagara Şelalesi olur. En kral ateistin bile bu dünya harikasını görür görmez kuracağı ilk cümle 'evet Allah var'dır. Bakmaya doyamadım desem yeridir. Size önerim yolunuz bu şelaleye düşerse kalın giyinin ve ıslanmaya hazır olun.
İmkânınız olursa da bir kaç saatinizi bir köşede oturup suyun sesini dinleyin. Tam bir terapi.


İkici yer ise tabi ki New York, ilk durağınızsa Times Meydanı olsun. İlk adımı attığınız an bir harita bulun. Yoksa 5 saniye içinde nerede olduğunuzu unutabilirsiniz.

Eğer New York'a gittiyseniz eminim Türk restaurantı bulmak isteyeceksinizdir. Yapmayın :) Ne aradığınız lezzeti ne de buradaki fiyatları bulabilirsiniz. Yemek konusunda genel bir tavsiyem var size, dinleyin ve uygulayın. Hangi ülkeye giderseniz oranın yemeklerini yiyin. Farklılıklar zenginlik kazandırır.

Önereceğim bir başka yer ise Boston şehri ilk durak ise Harvard Üniversitesi. Adeta podyum, sanki kampüs mankenlik ajansı, öğrenciler de manken.  Velhasıl geze geze rahmetli Harvard amcamızın büstünü rastladık. Her yeri kahverengi bir ayağı bakır neden ki acep derken öğrendik o çok medeni dediğimiz Amerikalıların da batıl inançları olduğunu, meğer bizim Amerikalılar zeki olmaları için ellerini rahmetlinin büstünün ayaklarına sürüp başlarına sürüyorlarmış.


Sizlere bu kulvardaki son önerim ise sokak festivallerini sakın kaçırmayın. Hemen insanların arasına karışın ve eğlencenin tadını çıkarın.


Ve Amerika'ya gitmeye hazırlananların en çok duyduğu cümleler;
"-Bana gelince parfüm al.
-Victoria Secret'a uğra.
-iPhone al son çıkanından olsun.
-Bir Converse alsana be çöpçüler giyiniyormuş orda biliyor musun?" gibi konuşmalar…
İşte benim önerim;

Hediye Almayın

Tabi bu bence. Çünkü neredeyse herşey Türkiye'ye göre pahalı. Belki ufak anahtarlıklar buzdolabı süsleri alabilirsiniz. Dilan ne cimrisin de demeyin. Elektronik aletlerin orada çok ucuz olduğu koca bir yalan. Şehir efsanelerini bırakıp biraz gerçeklerden konuşalım. Mesela 100 200 lira fark için İngilizceden başka bir dilde çalışmayan bilgisayarı neden alalım ki... Ben aldım çok mutsuzum :)
iPhone mevzusuna gelirsek lock ve unlock konusunu bir araştırmanızı tavsiye ederim.

Sözün Özü

Benim param ve kısıtlı vaktim bu kadar gezmeye yetti, umarım siz okuyucularımız daha çok yer gezer, #seyirname tagi ile de bizlerle paylaşırsınız. Bir sonraki yazımda sizleri Balkan ülkelerinden son dönemlerde en çok Türk turist alan ve vizesiz de gidebileceğiniz bir ülkeye, Sırbistan'a götüreceğim. O zamana kadar takipte kalın :)


19 Temmuz 2014 Cumartesi

Hakikat

#Kur'an-ı Kerim, Ibni Sina, Imam Gazali, ve #Mevlana Celaleddin Rumi'den alinarak toparlanmistir.

#Ölüm, kaçınılmaz birşeydir. Bize yetişeceğini bildiğimiz tek şey ölümdür. Bunda ne istisna, ne de şaşırtıcı bir şey olabilir. Bütün yollar bizi ona götürür. Bütün yaptıklarımız, ona hazırlanmış olmak içindir. Ölüme daime yaklaşılır, ondan uzaklaşmak diye birşey yoktur. Yine de o gelince şaşırırız. Bu hayat bir saat ya da bir gün süren kısa bir geçişse; onu bir saat ya da bir gün daha uzatmak için ne diye çırpınma! Ebediyet, aldatıcı dünyevî hayattan daha güzeldir.
Diyordum:
Can çekişme acıları arasında ayaklarınız birbirine dolanınca, niçin korkudan yürekleriniz titriyor? Evden eve taşınmaktır ölüm. Ona, yok olmak değil, ikinci doğuş da denebilir. Civciv tamamen gelişince yumurtanın kabuğu nasıl çatlıyorsa, ruh ve vücut da vakti gelince birbirlerinden aynı şekilde ayrılır. İnsanin en yüksek seviyeye ulaşması demek olan öteki dünyaya geçiş kaçınılmazlığında, ölüm bir ihtiyaçtır.
Diyordum:
Ölüm, ruhun değil; maddenin yok olması demektir.
Diyordum:
Durum değişikliğidir ölüm. Ruh, tek başına yaşamaya başlar. Vücuttan ayrılmadan önce ruh, elle dokunduğu, gözle gördüğü, kulakla duyduğu halde, meselelerin özünü kendi kendine bilirdi.
Diyordum:
Öldüğüm gün, taşınırken tabutum,
Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından,
Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma,
Kayıp dediğin, sütün kesilmesidir.
Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur,
Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh
özgürlüğe kavuşur
Hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa?
Diyordum:
Şükret sen Davut'un evi ve de ki: hakikat geldi. Vakit geldi. Çünkü herkes belirli bir süre icinde kendi yönüne durup duruyor. Annenizin karnında yaratıyor Allah sizi, sonra da üç kat daha görünmez bir karanlıkta bir şekilden ötekine sokuyor. Üzülmeyin, size vaat edilen cennete sevinin. Ah kullarım benim, sizin için korku yok bugün, üzülmeyeceksiniz de. Ah durulmuş ruhum benim, memnunlukla dön sahibine, çünkü O da memnundur senden. Kulların arasına katıl, cennete gir.