En sevdiğimde ülkelerdendir çünkü geceye deli, gündüze pek akıllı not verebilirim. Genelde balkan ülkeleri için aktarma yaptığım bu ülke, Türkiye’den fazlasıyla turist almakta. Neredeyse 10 adımda bir Türk’e rastlamak mümkün. Malum vize yok…
Vize yok dedim ya, size ilk gidişimden bahsedeyim. 1 saat süren uçak yolculuğumun ardından Belgrad’a indim. Havalimanına ayak bastığınız an polis kontrolünden geçiyorsunuz. Beyler size söylüyorum; bu kontrolden bazen siz geçemiyorsunuz. Tipten kaybediyorsanız iş güç durumunuzu, Sırbistan’a geliş nedeninizin İngilizcesini iyi çalışın. Ağzınızda gevelediyseniz bir köşeye geç diyecekler. Ve düzgün cevap veremediğiniz her saniye girememe olasılığınızı arttırıyorsunuz. Birazdan size güle güle diyebilirler.
Kızlar heveslenmeyin rahatız diye… Türk kızları çok güzel olduğundan kıskanıyorlar(!) Kadın polis denk gelirse aynı sorunlar sizin için de geçerli. Fazla soru sorarak terletmeye bayılırlar. Bir kez ret yemek ikiciye de bazen sıkıntı yaratabiliyor. O yüzden açıklamayı güzel yapın.
BELGRAD MEYDANI
Belgrad’ın meydanına geldiğiniz an kalabalık sizi karşılıyor. Göreceğiniz birçok ülke meydanına göre daha hareketlidir. Dönerci bile olduğunu varsayarsak yemek anlamında da tatmin olacaksınız. E daha ne olsun! Yalnız belirtmem gerekir ki restaurant camlarında yazan ‘Cevab’ yazısına aldanmayın, kebap değildir. Pide arasına süzme yoğurt ve köfteden ibarettir. Karışım size biraz ilginç gelecek lakin tadı fena sayılmaz.
Tipik Türk!
Yine hemen yemek muhabbetine daldım. Meydan diyorduk. 1800’lü yılların mimarisini bulacaksınız. Dönemin düşesi benmişim gibi havalara girdim yürürken. Ama gece olduğu zaman korku filmlerinin vazgeçilmez caddesi Knez Mihailova size diğer yüzünü gösteriyor. Her an bir yerden yarasa çıkacakmış gibi hissetmiştim… Biraz gezip baklava satan tatlıcılar, börek satan fırınlar gördükçe ‘he tamam burası yabancı bir yer değilmiş’ diyeceksiniz.
O kadarki 8 binden fazla ortak kelime var. Ortalık yerde ne diyeceğinize dikkat edin. Mesela ‘budala’ demeyin. ‘Niye diyelim başka küfür mü yok’ da demeyin. Ben dedim, sonrası rezillik.
...VE GEZMEYE BAŞLADIK
Yavaş yavaş şehri tanımaya başladınız sanırım. Şimdi size Belgrad’a gittiğinizde uğramanız gereken başka bir köşesinden bahsedeyim.
Kalemegdan Parkı… İsimden bir şeyler çağrıştırmış olsa gerek. Kale ve meydan kelimelerinden oluşuyor. Malum yıllarca Osmanlı’nın hüküm sürdüğü topraklarda çok şey bıraktık. Sava ve Danube nehirlerinin birleştiği yerde bulunan bu kale görsel olarak muhteşem ama asıl beni şaşırtan kalenin içini gezerken rastladığım türbeydi. Eğer burayı ziyaret ederseniz Avusturya’ya karşı savaştığımız Petrovaradin muharebesinde şehit olan Damat Ali Paşa’ya bir Fatiha okuyun derim.
Akşam olunca nerede kalacağım telaşesi sardı.
Üç yıldızlı tarihi binasıyla dikkat çeken bir otele girdim. Kaldığım oda korku filmlerine mekan olan bir yer gibiydi. Eşyalar en az 70’lerden kalmaydı. Ama 10 dolardı. Bu da benim geceyi bu otelde geçirmem için en iyi nedendi…
SIRADAKİ DURAK NOVİ SAD
Sırbistan’daki sıradaki durağım ise yine gezip görmeye değecek şehirlerden olan Novi Sad. Burada ilk ziyaretimi ise St. Mary Katedraline yaptım. Mimarisi ile göz dolduran bir kilise daha… Önünde bulunan meydan ise halkın bayram seyranlarda toplanma mekanı olarak bilinir.
Bir süre nereye gittiğimi bilmeden bir kalabalığın peşine takıldım. Meğer bayram varmış ve ben sonuna yetişmişim. Neyse ki yöresel kıyafetleri sizlere gösterecek kadar fotoğraf çektirdim…
YÜRÜ DİLAN YÜRÜ
‘Yürü Dilan yürü, bir yerler daha keşfedeceksin’ derken vardım Varadin köprüsüne. Çaput bağlamanın Sırp versiyonu köprü üstünde aşıkların isimlerinin yazdığı kilitlermiş meğer.
Nihayetinde Petrovaradin adında bir kasabaya vardım. Tarihi bir kalesi ve saat kulesi de mevcut. ‘Evet, ben Novi Sad’a gittim’ fotoğraflarını burada çektirebilirsiniz.
SÖZÜN ÖZÜ
Benim param bu kadar gezmeye yetti. Bir sonraki sayımızda İran’dayız. O zamana kadar takipte kalın…

